Kategori arşivi: Ağaçlar

İğdeler Çiçek Açınca

iğde çiçeğiYol, yolcu, yolculuk… Evet, haziranda uzun bir yolculuk… Yolculuk, her zaman istenen ya da istenmeyen bir süreçtir. Bu süreçte, yola niçin çıktığımız da çok önemlidir. Tercihiniz, ulaşmak için mi yoksa keşfetmek için mi? Ulaşmak için çünkü ucunda sıla-ı rahim sevinci kadar, acılar da bekler. Keşif için çünkü Anadolu milyonlarca hikayenin ya da binlerce fotoğraf karesinin her an yaşandığı uçsuz bucaksız bir film platosu gibidir… Akşehir’i geçtikten sonra, Mevlana diyarı Konya’ya doğru giderken, Konya’dan Aksaray’a, oradan da Yozgat’a yolculuğunuz devam ederken kaç kez sararan buğdaylar, yeni biçilmiş ekin tarlaları ya da boz bir coğrafya sizi karşılamıştır? Uzun bir yolculuğun devam ettiği yerde çoğu zaman lüleleri kurumuş çeşmelerin susuzluğunuza uzaktan gülen rüyası, yolun her dirseğinde siline kaybola büyür, genişler ve sonunda kendinizi gölgeleri olan dikenli bir iğde ağacının ya da cemi cümlesinin yanında bulursunuz. Bilmem kaç saat süren yolculuktan sonra bozkırın ortasında, asfalta vuran güneşin ve rüzgârın yaktığı yüzlerinizi yol kenarındaki çeşmede ıslattığınız mendille sarmak, ayaklarınızı bıraktığınız küçük havuza yansıyan özlem yanığı yüzünüze bakarak: ağırlaşan ve som olan bedenlerinizi biraz dinlendirmek, biraz gevşetmek istersiniz… Tam tepenizde oynaşan güneşin huzmeleri, iğdenin uçuk yaprakları arasından buldukları her fırsatta ışık ve renklerle belki sizi hayallere çağırır, sılaya dair anılardan konuşursunuz size yoldaşlık edenlerle.  Arabanın teybinden;

Okumaya devam et

Manolyalar

gül***

“Bilir misiniz? Manolyalar, o kocaman beyaz çiçekler, dokunuldukları anda küserler. Birden, kahverengi çürürler. Kuş kadınlar, manolyalar gibidirler. Kimi kadınlar hareketinin önüne geçilmeden, “yakın durarak” izlenmek, sevilmek mecburiyetindedirler. Bu bir seçim değildir, sevilen renklerini korumak için bunu yapmaları gerektiğini her nasılsa bilirler. Kollarından tutulduklarında amansız bir illete yakalanacaklarını bilirler. Uçuşup, renklerini dağıtıp, çırpınıp hayat içinde, sonra sessizce gidecekler. Durmak büyüyü bitirir, bunu bildikleri için onları sevmiş olan adamlar onlara güvenmelidirler. Tepeden aşağı inen bir bisiklet gibi, fren yapmadan gitmeyi tez elden öğrenmelidirler. Fren yaparsa o kadının artık o kadın olmayacağını… Kuş kadınlar, uçamadıklarında kıymetsiz bir av etine dönüşeceklerini pek iyi bilirler.”

 

Ece Temelkuran

(Kuş Kadınlar’dan)

Tesbihim Dizi Dizi

tesbihağacıHer gün pansiyonun önünden okula doğru kıvrılıp giderken duvarın üstünden yolu seyreden ağaçlarla selamlaşır, merhabalaşırım. Yol, ağaçlardan sonra tatlı bir yay çizer.

Selam, yol ve derin düşünce…

Okumaya devam et

Ben Ateşte Söyleşirken

Güneşin ipi, kuşun dili…

Badem çağlası, erguvan imparatorluğu, iğde kokusu derken sıra, dalların üstünde yanan ateşi yazmaya geldi. Kışkırtıcı ateşi, kışkırtıcı bir ateşin öyküsünü…

Evet, “su boğar, ateş yakarmış!” Her bahar mayıs ayında iki kızıllık taşar iki ağacın dallarından. İkisi de önce dalların üstünde ateş yakar, sonra yüreklerde. Kiraz ve narçiçeği!.. Dallarda yanan bu coşkuyu önce narçiçeği için kullanmıştım. Şimdide kiraz için kullanıyorum. Biri meyve, diğeri çiçek! Ortak yönleri kıpkırmızı, yakıcı ve iç gıcıklayıcı olmaları. Bu özellikler hangi insanı kışkırtmaz ki! Çünkü işin içinde aşk var…

Hangi şair, dil işçiliğinin ince gergefi şiirlerinde bir kadın güzelliğini anlatırcasına dillendirmemiş bunu, hangi ressam tuvalinde renklendirmemiş fırçasıyla dal üstündeki naif ateşleri, temaşa edenin ta içinden yangınlar tutuşturan?

Ben ateşte söyleşirken, kiraz zamanı gelir…

Okumaya devam et

Badem Ağaçları İle Konuşan Attar

İyi okumalar… işte yazı.

Bir Bahar Düşü Daha

Bir bahar düşü daha

Bademler, mimozalar derken

Defneler ve erikler de çiçek açtı…

Mimoza

mimoza

Mimozalar ne diyor?