Meğer Eriklerin Baharıymışım

25 04 2010

Meğer Eriklerin Baharıymışım

 

Ve arkasından badem çiçeklerinin

Ovada, bir şarkıcı sanki her yıl

Ay parçası bir şarkıcı,

Bir kuğu boynu düşten düşe

Pencereden bakarken, avluda beklerken

Bahar gelir bir emanet, gelir gider

Ben tabiata gittim, sen de git,

Söylediğini duy, sustuğunu sus

Bahçeler sıkılmış uyumaktan

Tarlalar üstü buğu tüter; oyun ve ışıktan

Erik ağaçlarının köpüklü dalgası

Bulutların yükünü azaltır biraz…

 

Uzakları toplayıp gelmiş gökyüzü

Bir maviye bir beyaza karışır

Okul çıkışından kalma çocukluk sevinciyle

Ovanın gümüş kabuğunda

Ruh bir telli böcek,

Telveye bak, yağmur ha geldi ha gelecek…

 

Hey mart dokuzu! Rüzgârını kolla,

Boza satan ayazını kolla. Kış geçer,

Mimozalar da tozar geçer

Sığırcık sürüsü sarhoş;

İki düş arasında şeftali çiçekleri

Dallardaki dirim, uçları patlamalarla, uçları göğe

Erkenden uyandırılmış bir çocuk yazgısı değil

Vişne zamanına yaklaşma telaşı.

 

Belki bir ağaca yaslanır, düşünürüm biraz

Belki bademdendim, çokça da erik çiçeği,

Her şey şimdi bir güzelleme kokar,

Tanrı’dan bir ayettir, her şey!

Delice zeytin, suskun arpa, gürültülü buğday…

 

Ey bir nefeslik dünya, nasıl da arınmışım,

Meğer eriklerin baharıymışım

Soylu bir çılgınlığı yineledikçe zaman!

 

İsmail Karakurt

Değirmen Dergisi, Sayı: 22, Yaz 2010

 





MİRAS

28 03 2010


Badem çiçekleriyle çağırdığım

Baharı başlatan çaba

Kime kalır


Kime kalır

Gök ekinden öğrendiğim

Bir buğdayın bir toprakta gördüğü düş


Narçiçeğinde yandığım

Alev tomurcuğu aşk

Kime kalır


Kime kalır

Sütünü akıtmış incirde duyulan şarkı

İçini döken âşık


Bozkırda dinlediğim lahuti ses

Meşe ağacının yalnızlık uluması

Kime kalır


Kime kalır

Zeytin göz, elma yanaktan süzüldüğüm

Hayat incisi


Ömür kuşunu tamamlayan uçtuğum

Taşın serinlik çağrısı

Kime kalır


İSMAİL KARAKURT





Güzde Bahar Duyguları

28 09 2008

“Her sene yalıya dönünce baharın genç tenli, uzun boylu, mavimtrak günlerine kavuşurduk. Hayat sanki yeniden doğar, ağaçlar yeşillenir, beyaz ve pembe çiçekleri ve erguvanlar da lâlden alevlerini açarken. Çiçek kokularıyla dolgunlaşan hava gönlümüzü bir saadetle kaplar. Her şey kolaylaşmaya, revanlaşmaya başlar… Boğaziçi’nin kendine mahsus tatlı bir sessizliği ve onunla iç içe geçen, bütün günler ve geceler boyunca devam eden ve değişen kendine mahsus sesleri vardır…”

Abdülhak Şinasi Hisar





Bahar Kor Dudaklı

28 09 2008

 “Bahçeye çıkıp bu masmavi gün için Tanrı’ya şükrediyorum… Kırlangıç bir çalımla sesini kuyunun derinliklerine yolluyor, karatavuk düşen portakallara ıslık çalıyor, ateş parıltılı asmakuşu meşe ağacının üstünde ötüyor, baştankara kuşu okaliptüsün tepesinden incecik bir kahkaha koyuvermiş, büyük çam ağacında da serçelerin sürüp giden şamatası. Ne güzel bir sabah… Dört bir yanda bin bir renkli kelebekler oynaşmakta; çiçeklerin arasında, evin içinde, çeşmede. Çevredeki tarlalar yeni bir dirilikle çatlayıp, açıyorlar. Kocaman bir ışık peteğinin ortasında, tutuşmuş bir gölün göbeğindeyiz sanki…”

“Platero ile Ben” Juan Ramon Jimenez








Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.