Az Edebiyat 3. Sayısı

26 04 2009

azedebiyat“Az Edebiyat” baharla geldi.

Yağmurla gelmişti 2. sayısında. Ve uzun sürdü yağmurun yağışı. Haliyle AZ edebiyatın 3. sayının gelişi de uzadı. Tadını çıkardı uzun uzun ıslanmanın.. AZ edebiyat da bereketten nasibini almış. 40 sayfa olarak çıkan dergi 48 sayfaya çıkarmış sayfa sayısını…

Her sayısı ağır ama sağlam ilerliyor. Kendinden emin bir yürüyüşü var. Tasarımındaki sadelik. İçeriğine sahicilik olarak yansımış. Sayfalarını karıştırdığımızda derginin ilk sayısından beri birlikte yürüyen şair – yazarların yanında yeni katılanların da olduğunu görüyoruz.

Ben de, Az Edebiyat  dergisinde poetika denemelerine devam ediyorum.

İşte 3. sayının içeriği: 

Yazının devamını oku »





Lhasa de Sela – El Desierto

24 04 2009




KERTENKELE, Nisan 2009

15 04 2009

Dergilerin çoğulluğunu önemseyen Asım Gültekin’i selamlıyorum!

Dergilerin çoğulluğu içinde iyi işler yapan seçkin ve nitelikli dergiler hâlâ var. Ve varlığını belirginleştiren bir şey daha var: yokluğundan yakındığımız bir şey: ELEŞTİRİ ! Genel edebiyat ortamında ve muhafazakar kesimde kolay ve hazırcı bir hüküm cümlesidir bu: Bizde Eleştiri Yok ! Bu hükmü her yönüyle geçersizleştiren bir dergi olarak gördüğüm KERTENKELE EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE dergisi şimdilerde 15. sayısını yayınlamış Yazının devamını oku »





Vaziyet

11 04 2009

paul-klee“Susamıştır ve onu pınardan sadece bir çalılık ayırmaktadır. Ama iki parçaya bölünmüştür o: bir parçası bütün manzarayı görüyor, orada dikildiğini ve pınarın hemen yanı başında olduğunu görüyor; ama ikinci parçası hiçbir şeyin farkında değil, olsa olsa ilk parçasının her şeyi gördüğünü sezinliyor sadece. Hiç bir şeyin farkında olmadığı için de pınardan su içemiyor.”

 

(29 Şubat- Kafka / Günlük)





Saate ve Zamana Dair

11 04 2009

 

“Oysa zaman sessiz ve uysaldır, huzur ister, güneşin altında döşeğine uzanıp yatmak ister.”*

 

 

*Papalagi- E. Scheurmann

 

 

“Herkes bilir ki, eski hayatımız saat üzerine kurulmuştur. Hatta sonraları muvakkit nuri efendi’den öğrendiğime göre avrupa saatçiliğinin en büyük müşterisi daima müslümanlar ve onlar içinde en dindarı olan memleketimiz halkı imiş. günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. Saat Allah’ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.

Adım başında muvakkithaneler vardı. En acele işi olanlar bile onların penceresi önünde durarak cebinden, servetlerine, yaşlarına, cüsselerine göre altın, gümüş, sadece savatlı, kordonlu, kordonsuz, kimi bir iğne yastığı, yahut kaplumbağa yavrusu kadar şişkin, kimi yassı ve küçük, saatlerini besmeleyle çıkarırlar, sayacağı zamanın kendileri ve çoluk çocukları için hayırlı olmasını dua ederek ayarlar, kurarlar, sonra kulaklarına götürerek sanki yakın ve uzak zaman için kendilerine verdiği müjdeleri dinlerlerdi. Saat sesi bu yüzden onlar için şadırvanlarındaki su sesleri gibi hemen hemen iç alemin, büyük ve ebedi inançların sesiydi. onun, kendisine mahsus, hayatın her iki buudunda genişleyen hassaları vardı. bir taraftan bugününüzü ve vazifelerinizi tayin eder, öbür taraftan da peşinde koştuğunuz ebedi saadeti, onun lekesiz ve arızasız yollarını size açardı.”*

 

“(Nuri efendi) şurada burada tesadüf ettiği yaymacılardan bu cins bozuk saatleri satın alıp ötesini berisini değiştirerek tamir ettikten sonra fakir dostlarına hediye ederdi:”Al bakayım şunu! hele bir zamanına sahip ol… ondan sonrasına Allah kerimdir!..” sözü kendisine dert yananların -fakir olmak şartıyla- çoğuna cevabı idi. böylece Nuri efendi’nin sayesinde zamanına tekrar sahip olan insan sanki darıldığı karısı ile daha kolay barışabilir, çocuğu daha çabuk iyileşirmiş, yahut hemen o gün borçlarından kurtulacakmış gibi sevinirdi. bunu yaparken iki türlü sevap işlediğine inandığı muhakkaktı. Çünkü bir yandan yarı ölü bir saati diriltmiş oluyor, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu.”*

 

*Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü





Badem Ağaçları İle Konuşan Attar

8 04 2009

İyi okumalar… işte yazı.