MEVLÂNA, ŞİİR VE ÇİĞ TANESİ

15 12 2006

Bizim varlığımız da yokluktur.”* 

Sanat alanında insan emeği ile yapılan her etkinlik bir şekilde geçmişten geleceğe uzanır.

Her kuşak kendi döneminin zevk, anlayış, düşünce, duyarlılık ve bilgi birikimiyle varlığını geleceğe taşır, taşımaya çalışır. Şiir de bu çerçevenin içindedir. Her milletin oluşturup devam ettirdiği şiir gelenekleri vardır ve bu gelenekler kendilerine has malzemeyle; zihniyet, ilham, yoğunlaşma, sezgi, ses, söyleyiş, yapı gibi ögelerle geleceğe taşınma sürecini devam ettirir. Çünkü, varlıkta aslolan iyilik ve güzelliğe ulaşmaktır. Sanatın, sınırlandırırsak şiirin de amacı budur.

Geleneğin, daha doğrusu şiir geleneklerinin en önemli aracı dildir. Dil hiçbir şeyi unutmaz.Şiir de dili unutmaz. Çünkü şiir, düş gördürür her daim dile…Şiir, Türk’ün iklimi” der günümüz şairlerinden İsmet Özel. Bu iklim coğrafyası öyle geniş ki… Ben sadece bu şiir ikliminin ummanlarından  Hazreti Mevlâna’nın şiirinde bir küçük damla üzerinde duracağım: ÇİĞ!

Çiğ tanesi.

 Onun içindeki içindedir, içinde içindekiler vardır.”

Her çiğ tanesinin kabarcığında bir imge,  bir şiir, bir masal, bir öykü vardır. Çünkü orada çiğin yüreği vardır. Çiğ de kader iledir. Zayıf bir evi(bedeni), duygu dolu bir yüreği vardır.Çiğ tanesi; masumiyetin, saflığın, beyazlığın ve şeffaflığın sembolüdür.

Çocukluğun çimeninde gül yaprağının üzeri hep çiğ tanesi. Bülbüle haber taşıyan saba rüzgârı ne zaman esecek diye beklenip durur? Kelimeleri soyan dil güzelleri çağrışımında bir Yusuf güzelliği var çiğde. Bir Yakup özlemi.

Çiğ, (eş anlamlıları jale ya da şebnem) klâsik şiirin vazgeçilmez imgelerinden. Çünkü klâsik şiir kültüründe, çeşitli anlamları, karşılıkları ve değerleriyle işlenmiş, kristalize edilmiş ve  mazmunlaştırılmıştır çiğ. Çiğ, sabahleyin ve özellikle bahar mevsiminde bazı çiçekler üzerine düşer, güneş doğunca da buharlaşarak göğe yükselir. Onun gül, lâle, süsen gibi çiçekler üzerinde müşahedesi, birbirinden güzel hayallerin doğmasına sebep olur. Çiğ taneleri ise, renk, şekil, parlaklık ve çokluk yönünden ‘cevher, diş, gözyaşı, inci, pervâne, aşık vb. unsurlarla benzerlik içinde birçok hayallere konu olmuştur. Farklı şairlerde farklı şeyleri temsil eder ya da gönlümüzde farklı şeylere tekâbül eder hâle dönüşmüştür çiğ. İşte onlardan bir kaçı:

Gül üzerinde, bülbülün kan ağlayışı; lâle üzerinde olunca inci; gonca üzerinde ise sevgilinin dişi; nergis üzerinde de bekleyenin gözyaşı’dır. Mitolojiye göre yıldırım, yaprağın üstündeki çiğ tanesine düşmüş, çiğ tanesi ve yaprak alev alarak yanmış, lâle de böylece ortaya çıkmıştır. Lâlenin ortasındaki karalık da yıldırım yanığı imiş.

Yüreği yangın içinde Hak âşığı:“Tanrı nuru bir denizdir, duygu ise bir çiğ tanesi gibi. Fakat duyguya binmiş olan meydanda değildir, iyi eserlerinden, güzel sözlerinden başka bir şey görünmez. Duyguya mensup olan nur bile, kesif ve cismani olmakla beraber gözlerin karasında gizlidir. Öfkenden sen duygu nurunu bile görmüyorsun, dine mensup nuru nasıl görürsün? Duygu nuru, bu kadar kesafetiyle beraber gizli olursa ap-arı olan bir ışık nasıl olur da gizli olmaz?” diyerek, insan için sonsuzluğun idrakiyle, aynı zamanda duygularımızı aşmanın gerekliliğini vurgulanmaktadır. Çünkü kainatın yaratılışında ve özünde var olan “Hakk’ın nuru deniz gibidir; duygu ise çiğ tanesine benzer.” hakikatidir. Duygularımız bizi sadece insanî sınırlarımız içinde tatmin edebilir; deryaya nispeten bir çiğ tanesi kadar değeri olabilir ama Hakk’ın nuru içinde nice çiğ taneleri vardır.

Onun için, yokluğunu yok olarak bilen varlıktan hareketle, varlığın Bir’i uğruna, duygunun içimizi ürperten sesi, hayat sahibi her varlığın sonu oluyor. Çünkü ömür denen şey, “göz yumup açmak gibi”, çiğ tanelerinin varlığı gibi kısacıktır. Sabaha karşı hayatın karelerine düşüyor ve güneş çıkınca buharlaşıyor. Geriden gelenlere de, onları eriten güneşe bakmak kalıyor.

Güneşin yeryüzüne gülümsemesi, çiğin ölümüdür. Gönüller Sultanı’nın tabiriyle “Şeb-i Arus”tur. Çünkü hakikat güneşine bakmak, onda yok olmak içindi. “Atların gözleri, ottan, otlaktan başka bir yerde” olmadığı gibi, mutlak hakikate âşıkların gözü de ondadır sadece. Ölerek birlik Sevgilide…

Bunu âşıklıkta aslolan kavuşmanın bir sevinç ifadesi olarak:

Canıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yâr,
Şöyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim
.”

diye söyleyenden başkası değildir. Çünkü “Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.

Siz de can-ciğer yeşil yapraklar üzerindeki çiğ tanelerini gözlemlemeyi denediniz mi hiç? Cevabınız hayırsa, artık benim bir şey söylememe gerek yok!..  

İsmail KARAKURT

__________________

*Yazıda kullanılan bütün italik veciz söz ve dizeler Mevlâna’ya aittir.


İşlemler

Bilgi

2 cevap

22 01 2007
seher

gereçekten çok güzel şeyler yazılmış sanata çok büyük önem verilmelidir başarılarınızın devamını dilerim

11 12 2008
ELÇİN

Şiir aşk ve meşk ten ibaret olmamalıdır,gündem olmalıdır,gündemi yaratmalıdır,mevlana gibi halka tercüman olmalıdır

HAMDOLSUN SOYANLARA
vatansever atakan (Atakan Korkmaz)

Daha namusluydu şimdikilerden
Hırsızlar eskiden dağa çıkardı
Ülkemdeki ücra gariban köyden
Yalaka değil,zeytin yağa çıkardı

Hırbonun hırsızın nüfusu azdı
Her iktidar olan hırsız olmazdı
Seçmende bu kadar öküz olmazdı
Daha doğru dürüst boğa çıkardı

Hamdolsun devleti soyan soyana
Deniz fenerleriyle doyan doyana
Üstüne gemicikler koyan koyana
Çüş dedik,deh dedi oha çıkardı

Çüş dedik olmadı,birazcık utan
Sadaka niyetine kömür dağıtan
Köylüyü sefil edip unu akıtan
Öldürdü çiftçiyi sağa çıkardı

Haberler terörden şehitler sunar
Başbakan iş olsun,laf olsun kınar
Eskiden askere bir cihan yanar
Feryadı figanlar göğe çıkardı

Seçilen bu kadar dönek olmazdı
Seçende bu denli binek olmazdı
Güdülen bir sürü,inek olmazdı
içinden bir adam daha çıkardı

Hüseyin Üzmeze çıtır dişiyi
Şehit evladına yetim beşiği
Bukadar arsız,hırsız kişiyi
Mayası bozulmuş doğa çıkardı

ATAKAN KORKMAZ

Yorum yapın