Bundan iki sene kadar önce İsmail Karakurt imzalı Simurg’u elime aldığımda tuhaf bir heyecan duymuştum. Kitabı bir solukta bitirdim ve hakkında yazı yazmaya karar verdim. Sonra, nedenini bilmediğim bir şekilde kitap kayboldu.
İki yıl sonra, bir gece yarısı İsmail Karakurt’un telefonu geldi. Yeni kitabı çıkmıştı ve bana göndermek istiyordu. Ben de “kitabını aldığımı ama isterseniz Simurg’u gönderebileceğini” söyledim. Üç gün içinde Simurg ellerimdeydi.
Beni Simurg’a çeken bir şeyler vardı ama bu şey’in adını tam olarak koyamıyordum. Belki de o otuz kuştan birisi bendim. İşte bu heyecanla Simurg’u tekrar elime aldım.
Kitap 1992 MEB baskılı ve beş bölümden oluşuyor. Şairimizin temiz bir dili, akıcı bir üslubu ve orijinal dizeler kurmadaki başarısı ilk göze çarpanlardan. Mesela “Öpüyorsun geceyi en mavi yerinden” dizesi, insanı heyecanlandırıyor. Tıpkı Cemal Süreya’nın “kibrit çak, masmavi yanardı sesin” ya da Ülkü Tamer’in “sen mavi bir tilkiydin binmiştin mavi ata / sen bana çok güzeldin senin ayakların da” dizelerinde olduğu gibi. Bu dize, güçlü bir dize olmasının yanı sıra, Türk edebiyatının ustalarıyla kurulan güçlü bir bağdır.
İsmail Karakurt, Simurg’ta sade kendi şiirini yazmayıp, büyük bir geleneği de günümüze taşıyor. Onun, “şimdi yorgun bir atasözü gibiyim / ben kendimin şerhiyim” dizeleri, bu düşüncemin en iyi örneği. Aynı durum “Her şeyin bir ucu var / bir de yorumu” dizeleri için de geçerli.Simurg’ta birçok özelliğin yanı sıra, yaşamı kurcalayan bir şair de söz konusu. “Yaşamak denilen bu dumanlı çalkantıda
Nasıl olsa ölümü seçeceğim bir gün
Hiçbir şey eskitmiyor ölümü”
dizeleri, bu konudaki en başarılı dizeler. Ve trajedi: “orada…dilsiz kuşlar sürgün çocuklar
yüzüne ayna diye baktığım kız” Bir şair olarak Simurg’u incelediğimde, bu kitabın her yönüyle başarılı bir kitap olduğunu görüyorum.
Fakat aynı şeyi şairimizin Mahrem Mecazlar adını taşıyan ikinci kitabı için söyleyemeyeceğim. Hece Yayınları’ndan çıkan kitap, ilk kitabın oldukça gerisinde.
Kanaatimce bunun en büyük nedeni, İsmail Karakurt’un merkezden uzak kalması ve taşraya yerleşmesi. Çünkü şiiri büyüten en önemli etkenlerden biri, şairin bulunduğu ortamdır.
Mahrem Mecazlar, kitap ismi olarak oldukça güzel. Lakin ilk kitaba nazaran, imge yoğunluğu ve orijinallik yok gibi. İki kitap arasındaki tek benzerlik ise şairin üslûbu.
İsmail Karakurt’un bu çetin yolda yürüyebilmesi için, kendini yenilemesi ve yeni bir şiir damarı bulması gerekiyor. Ben, genç bir şair olarak, İsmail Karakurt’un bunu başarabileceğine inanıyorum.
Son sözü yine, şairimiz ilk kitabına bırakıyorum: “Sisli camlara bakmak taşrada
Küçük bir yağmur masalından başka”
*24 Şubat 2000 Perşembe, Milli Gazete

ger�ekten g�zel bir �iir a�lamakli oldum okurken ba�ar�lar efendim
�NSANI ALIP BA�KA YERLERE G�T�REN B�R HAVASI VAR SANK�…S�Z�N ACAT�P B�R Y�N�N�Z VAR SAYIN �SMA�L KARAKURT;BA�KALARININ G�REMED��� G�ZELL�KLER� FARKEDEB�L�YORSUNUZ MESELA badem a�a�lar�
�NSANI ALIP BA�KA YERLERE G�T�REN B�R HAVASI VAR SANK�…S�Z�N ACAT�P B�R Y�N�N�Z VAR SAYIN �SMA�L KARAKURT;BA�KALARININ G�REMED��� G�ZELL�KLER� FARKEDEB�L�YORSUNUZ MESELA badem a�a�lar�
te�ekk�rler…–>
İbrahim Tenekeci mi yazmış bu yazıyı(!) Tanrım nerde görülmüş daha düz yazı yamaya dili dönmeyen adamların şair rozetiyle belagat caddesinde dolaştığı… “İki yıl sonra, bir gece yarısı İsmail Karakurt’un telefonu geldi.” İmdi yükleme soralım iki yıl sonra kim geldi? El cevap: İsmail Karakurt’un telefonu geldi. [ Müsadenizle biraz güleyim, Hah hah hah...] Hakkaniyeti de elden bırakmayalım, zaman zarfı kullanmaya çalışmış bizim şair Tenekeci; lakin askerden sonra şair olmaya karar verince olacağı bu işte. Devam edelim; “kitabını aldığımı ama isterseniz Simurg’u gönderebileceğini” insan bu kadar mı kipsiz konuşur be kardeşim. Kip konusunda bir açıklama yapmak istemiyorum; oturun okuyun, sonra konuşurken de bunları uygulayın.
Biraz da kitabı değerlendirirken Tenekeci’nin kriterlerine bir göz atalım. Evvela Cemal Süreya ve Ülkü Tamer’e gönderme yaparak başlıyor. Bunu da İsmail Karakurt’un şiirine bir övgü olsun diye yapmıyor. Okuruna bulunduğu yerin nirengisini vermek için yapıyor. Bunun dışında yaptığı bir belirleme ve değerlendirme yok. Tek değerlendirme cümlesi var o da şu:”Bir şair olarak Simurg’u incelediğimde, bu kitabın her yönüyle başarılı bir kitap olduğunu görüyorum. ” Şimdi soruyorum Tenekeciye, kitabın hangi yönünü anlattın ki ? Yalınlık, sadelik, imge falan diyecek olursanız; sanırım kullandığınız dil imgeyi anlatmakta çok yetersiz kalacaktır. Son olarak nevaziş ve nezaketten de nasibini almadığın ortada. Nasıl ulaşabildin şu yarğıya “Kanaatimce bunun en büyük nedeni, İsmail Karakurt’un merkezden uzak kalması ve taşraya yerleşmesi. Çünkü şiiri büyüten en önemli etkenlerden biri, şairin bulunduğu ortamdır. ” anlayamıyorum.
Üzüldüm, çok üzüldüm; İsmail Karakurt’un kitabına yaptığın eleştiriden dolayı değil sadece kırık dökük bir dille nasıl iyi bir şair olarak İstanbul’da gezebildiğine…
Hamiş: En kısa zamanda İsmail Karakurt’un kitaplarını alıp okuyacağım. Bu arada İbrahim Tenekeci’nin şiirlerini de bilirim.