YOLAYIRDIMI EZGİLERİ 1

31 12 2005

 

Kış Ortasında Kararsız

 

Yeniden baharı yakalamak mı?

 

Ezgileri takılıyor aklıma bu uzun uzadıya yolculukta. Ruhumun dinmeyen ağrısına sen ekleniyorsun bir de renkler, kokular, ezgiler. Renklerin, kokuların, ezgilerin ayırdımını yapabilirim; sonra onlardan bir senfoni de kurabilirim, yapabilirim bunu… Seni ne yapacağım? Bak işte anılar canlanıyor narçiçeğinin ateş renginde, portakal çiçeğinin kokusunda… Yitirilmiş çocukluk duyguları dediğim bir anda bu beyaz kağıtlar üzerine notlar düşüyorum. Acımın, öfkemin, sevgimin notlarını… Kağıtlar kirleniyor ve sana söylenecek sözler bulamıyorum artık, kelimeler kirleniyor… Elime ve kalemime söz geçiremezken elim ve kalemim kirleniyor. Bütün bunlar içinde canım yüreğim kirleniyor, ömrüm kirleniyor… İhanet ediyor elim, kalemim, yüreğim sana, sen kirleniyorsun.

 

Yitirilmiş çocukluk duyguları işte.

                                                                                              

Portakalın o iç bayıltan kokusunda bütün bunlar silinip gidiyor. İşte şimdi o çocukluğumun masalımsı kucağındayım… Çocukluğun öylesine farklı kokuları, renkler ve ezgiler var ki..Sonra sonra nar çiçeğinin  o içimi yakan ateş kırmızısı.. Sevgili mukadderin-İlk kızım benim(kardeşim)- yanarak vakitsiz ölümü dört yaşında. Ne acıdır on iki yaşında kucağınızda ölümün soğukluğunu duymak –baba mı isterim, üç titreme –Sonra tınnnnnnnnnn bitmez bir boşluk. Babaannemin bağrışları… kalabalık, kalabalık, kalabalık…Yinede bütün bunlara rağmen hafızamda onun güzel yüzü ve elindeki nar çiçeği kalmış içimi yakan.

 

Yitirilmiş çocukluk duyguları işte…

 

Sonra kabak çiçeği ve akşamsefalarının bir açıp bir kaybolan çiçekleri-anılarımız gibi-

Yitirilmiş çocukluk duyguları işte..

 

Saat çiçekleri ile dön Karacoğlan dön çiçeklerinin devinimlerinin hayatı imlediğini büyüyerek, acı çekerek, öğrenecek ve yoluna içinden bir ıslık çalarak giderim. Bütün bunlar içinde seni nereye koyayım bir renk, bir koku, bir ezgi söylemişken bana…

 

Ayşe KAHVECİ

16 Mayıs 1991

 





KENDİNE BİR TUFANI YAKIŞTIRMAK* TACETTİN ŞİMŞEK

1 12 2005

Nicedir bir Hüdhüd aramaktaydım. Alsın içimizin   Kaf Dağı’na, ruhumuzun   ankasına uçursun bizi. Lakin zordu. Yorulmayı çok sev­meyen ben, aşılması zor yedi vadiden geçecek, “gülü   içime   atıp   söyleşme”yi   deneyecek, “Küçük bir kuş Tarihi”yle gülüşü  nar, bakışı kar, öpüşü   rüzgar, gelişi bahar bir çocuğa ulaşacaktım.

İlk menzil, ansiklopedik bir Simurg tasviriy­di. Belki masallardaki resimden aşık olma motifiyle biz, Simurg’u ilk menzilde tanıdık, sevdik. Bu, işin ilme’1-yakin’iydi. Ötesi, Simurg’u ayne’1-yakin tanımaktı. Yeniden tanımaktı Si­murg’u. Çünkü Simurg, şimdi çok uzağında kaldığımız adı ve çağrışım zenginliğiyle Attar’dan bu yana sekiz asırlık bir kültür birikiminin simgesiydi. Anlaşılan İsmail bizi “ceketimizin astarında kayıp güneşler”i aramaya çağırıyordu.Bu davete icabet, kalb-i selimin gereğiydi.

Muhayyilemizin yorgun düştüğü yerlerde yüreğimizin sezgisine sığınıp yola koyulduk. Hakka’l-yakin’in eşiğinde tükenip kalma ih­timaline karşılık bağışlanma dileğimizi mahfuz tutarak, terkimizde ince bir şiir sevdasıyla yürüdük.

Yazının devamını oku »