“Geçtim dünya üzerinden”
Geçtim bir kuğu gibi süzülerek
Süt dişiyken harflerin henüz.
Biraz bulut, bir parça tüy, biraz da yağmur
Geçen gün telaşlı bir hoşçakal ömürden
Şeylerin üzerinden geçtikçe
Çılgın dalgalarla içimdeki deniz
Şeylerin üzerinden geçtikçe kaç kış nice bahar
İçimdeki karanlığı uluyan rüzgâr
‘Al heybeni sen de düş yollara’ esenlemesi
Ne olur a dostlar ‘ böyle sefer mi olur ‘ demeyin
Otuz kuş bir yürek, o yürekte ben de bir kuştum
Bir kuşlukta, bir’e uçtum.
‘Dağı dağ üstüne koy(dum) taşı taş üstüne’
Taştaki susmuş fırtınayı dinledim, dağdaki sesi
İşte kendi kendime hesaplaştığım kıyamet ateşi
Duman içindeyim, Palandöken dumanlar içinde
Ey zamanın sabırsızlık törpüsü, ey perşembe !
Dün gece gördüğüm rüya hepten panik
Felek çemberini öyle döndürdü ki
Mevsimlere kimsenin hükmedemediği gibi
Hiç bir mevsim kestiremez
Hangi başın sıcacık bir yastığa
Hangi başın da suların soğuk koynuna düşeceğini.
İçimdeki karanlığı uluyan kader
Ve gövdeye sızan zehir
Dönülmez burgaca sürüklerken suskunluğumu
Acı su, ıssızlık, suyun sesi acılarla
Yönünü şaşıran akrep
Her şey bahane, susuz kalması Mimoza’nın da
Ah, yeni açmış nar çiçekleri
Bozkırı bozan, bozkır gelincikleri
Gülümsemek kuşları kalbimin kubbesine konan
İçimdeki karanlığı uluyan kader
Yolu bitiriyor işte
Şeylere ve harflerin ülkesi’ne açılan yolu
‘Her güzel şey bir masal’
Her güzel şey bir söyleşiyken
Elma çürüdü, kan damladı süte
Yaslandığım duvar rutubet
Bana hurûfî diyen
Durdurulmaz kuşlar
Durdurulmaz kükürt buğusu uykularda
Hiç bitmeyecek bir müzik için
Kendime hırka biçtim.
Yani ben Mehmet oğlu Hüseyin Alacatlı
Bir çocuk resmiydim çarşı pazar
Söküldükçe huma kuşunun kanatları
Gölgeme baktım, istemeyerek gölgesini
Kurtlar nehri solurken hızlı hızlı
Açılmaz kapıları açtım
Geçilmez kapılardan geçtim
Göğün çınlayan kapılarından
Yasak kapılarından büyük zaman’ın.
Yol bitti… hepsi hiç, hepsi bu.
*(Dergah Dergisi, Ocak 2004)

Son Yorumlar